Yazılarım 2...

turan

Ayna’dan ‘’Kuş Misali’’ yansıdı

TRT İNT kanalında beş haftadır canlı olarak yayınlanan ve Erhan Güleryüz’ün sunduğu ‘’Aynadan Yansıyanlar’’ proğramında bu hafta ‘’Kuş Misali’’ şiirimizin şarkıya dönüşümünü izledik

7 Aralık 2007 Cuma günü akşamı 21.30’da yayınlanan bölümün iki tanınmış misafiri vardı. Yonca Lodi ve Ercan Akışık. Birbirinden güzel şarkıların ve doludizgin kahkahaların yer aldığı proğramda, doğduğum yeri anlatan dizelerim, Erhan Güleryüz’ün duygulu ve coşkulu melodileriyle birleşerek şarkılaştı. Bize unutulmaz heyecanlar yaşattı. Erhan Güleryüz ve AYNA grubuna teşekkürler.

Aynadan Yansıyanlar’ın 14 Aralık Cuma günü yayınlanan altıncı programının konukları pop şarkıcısı Ebru Elver ve tiyatro sanatçısı Ali Erkazan'dı. Bu poğramda da ‘’KUŞ MİSALİ’’ şarkımız ikinci kez yayınlandı.

Aynadan Yansıyanlar’ın 28 Aralık Cuma günü yayınlanan sekizinci programı kolaj olarak hazırlanmış. Daha önce yayınlanan yedi programından yapılan seçmelerde ''KUŞ MİSALİ'' şarkımız üçüncü kez yayınlandı.

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 19.03.2008

Kuş Misali

Doğduğum köy uzaklarda
Arada sırada bir haber gelir
Unutuldum buralarda
Çocukluk günlerim aklıma gelir

Çay kenarında tuttuğum mercan
Yağmurlu gecelerde bıldırcın sesi
Gurbet akşamlarında aklımda her an
Nasıl da özledim memleketimi

Düşüyorum kuş misali bu gece yollara
Yıllarca hasret kaldım canım yurduma

Söz: Turan Gökmenoğlu
Beste: Erhan Güleryüz

Uzaklardaki Sevdiklerimi Anmak Ne Güzel

  Toparlar’daki narenciye bahçemizden ana yola çıkıp, Köyceğiz çarşısına girdik. Göl kenarındaki çınar ağaçlarının dibindeki yeşilliğe oturduk. Eşim, sürekli aracımızda taşıdığımız Sinop kokulu kilimi yaydı. Küçük elleriyle hazırladığı yiyecekleri yaygının üzerine yerleştirirken çocuklarım da çimlerin üzerinde oynaşmaya, mutluluk mırıltıları çıkarmaya başladı. Az ötemizde, sanki cennetin bir ucuymuş gibi Köyceğiz gölü olanca büyüsü ile gözbebeklerimizi sardı. Uçsuz bucaksız turkuvaz mavilikler, daha uzaklardaki İz tuzu sahilleri ile aramıza rüya gibi çekilen koyu yeşil dağların, sazların arasından suya damlayan gölgeleri.

Sağ yanımızdan kaplıcalara ve kaya mezarlarına ince bir sis gibi uzanan yolun büyülü kıvrımları. Suyun içinde dans eden Orfoz kaptanın çift direkli teknesi. Kaunos otelin önünden iskele meydanına kadar kıyı boyunca dizilmiş Köyceğiz’liler. Herkesin önünde kefal oltalarını demirledikleri rengarenk rakı ve şarap şişeleri. Bu büyülü sessizliği renklendiren, yakalanan kefalların devirdiği şişelerden yayılan melodik şıngırtılar.

Eşimin tatlı sesiyle mavi ve yeşilin büyülü güzelliğinden sıyrılışım. İkimiz için ayrı oltalara taş fırın ekmeğinden yem yapıp, gölün tatlı mavi sinesine savurduğum oltalar. Yanımızda getirdiğimiz yakut kırmızısı boş şarap şişelerine heyecanla oltanın misinelerini sabitleyişim.

Tekrar çınar ağacının gölgesine çekildiğimizde çocuklarımızın mutlu ve huzurlu koşuşturuşu. Ayaklarımı uzatıp, küçük yeşil yapraklı çınar ağacının gövdesine sırtımı dayayıp, bu büyülü Köyceğiz güzelliğinin doyasıya gözbebeklerime resim oluşunu beklemek. Oltanın ucundaki ekmek kırıntıları ile dans eden, ışığı karşı dağlara kadar yansıyan mavi kefalların gümüş rengi salınışını izlemek.

Ekmek arası yeşil soğanın, biberin ve salkım domateslerin gizemli tadını, kuru köftelere sarıp, bulutların beyaz köpüklerine kadar uzanmak…

Buralardan, uzaklardaki sevdiklerimi anmak ne güzel…  

Turan Gökmenoğlu
Kadıköy, 1 Haziran 2007

Çocukluk Günlerimin Unutulmaz Simaları ‘’Deli Remzi’’

turan

Çocukluk günlerimin Ayancık'ında unutamadığım simalardan biridir Deli Remzi. Ona çoğu zaman Ayancık sokaklarında kendi halinde yürürken, özellikle de düğünlerde rastlardım. Fötör şapkasının altında küçük yüzü ve her an gülümseyen hatları, yarı kısık gözleri, hafif kirli sakalı, koyu renk ve dikine çizgili takım elbisesi, orta boyu, sakin yürüyüşü ama ille de elindeki çerkez mızıkası ile. Düğünlerin vazgeçilmezi ve mızıka nağmeleri ile eğlendiricisi...

Doğduğumuz toprakların yok olan sayısız siması gibi, o da aramızdan uçup gidiverdi.

Ayancık'ı ziyaret ettiğimde, Köprübaşı'nda aracımdan inerim. Çocuklarım ve eşim akrabalarımızın evine giderken, ben köprünün korkuluklarından başlarım, çocukluk anılarımı yeni baştan yaşamaya.

Yol boyu, yavaş yavaş adımlarım asfaltı ve parke kaldırımları. Akasya ağaçlarının gölgesinde başlar anılarım canlanmaya. Soluduğum havada, gözümün gördüğü her zerrede anılarım canlanır. İki eski dost gibi sohbet ederiz doğduğum kentin taşıyla ve toprağıyla.

Sahile inip denizle kucaklaşınca, çökerim bir kanepeye. Havasını ciğerlerime, görüntüsünü gözbebeklerime doyana kadar resmederim. Bakışlarım Karadeniz'in turkuvaz maviliklerine dalıp gidince, çocuklarım gelip bulur beni bulacakları yerde. Evin yolunu tutarken ağaçları, eski ve yeni binaları, kaldırımı ve çevremizde gezinen insanları, uykusundan uyanan bir bebek gibi izlerim.

Deli Remzi, Deli Hakkı, Deli Metin, Tostos Mehmet, Balıkçı Ziya, Şah Mehmet, Recep ağabey, Ardan ağabey, Bahattin ağabey, Turan ağabey, Yaşar enişte, Ökten ağabey, Mıkır Necdet, Motor Necati, Himmet ağabey, Boyacı Besim, Çalmaç, Kel ağa, Şefika teyze, Ali dayı ve rahmetli babam, çocukluk anılarımın arasından sıyrılıp, Ayancık sokaklarına dağılıverir...

Turan Gökmenoğlu
Kadıköy, 13 Haziran 2007





Ayancık'da Bahattin Karakaş Caddesi

Görüşmeyeli o kadar uzun yıllar oldu ki. 2010 Kasım sonunda ağabeyim ve ablamla birlikte geçmişe bir yolculuk yaptık, doğduğumuz topraklara doğru. Ne gençliğimden, ne de çocukluğumdan bir iz bulabildim Ayancık Sokakları'nda. Sokak aralarında oynayan çocuklar bile yoktu. Derin bir sessizliğin içinde kaybolmuştu doğduğum kasaba. Matbaa'nın olduğu ev, sanki uzun yıllar önce terk edilmiş gibiydi. Matbaanın kapısı kilitli, camların tozu perdeye dönüşmüştü. Bahçedeki vişne ağacı gözüme unutulmuş gibi geldi. Gölgesinde ders çalışan genç kız da yoktu. Sanki gizli bir el, tüm anılarımı silip süpürmüş gibiydi. Yazları sizin gelip gittiğinizi söylediler.Tek güzel şey, sokağın duvarındaki sokak tabelasıydı. Üzerinde iki tanıdık kelimeye rastladım. ''Bahattin Karakaş Caddesi''...  

Turan Gökmenoğlu
Kadıköy, 17 Mart 2011

Sevgilim Karadeniz

Sevgilim Karadeniz. Doğduğum topraklar. Suyumu, mayamı, kanımı ve canımı aldığım ana. Ekinim ve meyvem. Nefes aldığım hava. İçtiğim su. Varlığım, kardeşim, anam, babam. Canımın yoldaşı. Yüreğimin iki parçası. Gözbebeğim. Dilim, türküm, bayrağım, vatanım. Atam, geçmişim ve geleceğim. Ana kucağım, baba ocağım. Çıkıp geldiğim, dönüp öleceğim yer. Sırrım, büyüm, dilimde sözümsün. Özümsün. İki gözümsün. Canım ve cananımsın. Somon balığı gibi doğduğum kaynaksın. Dönüp dolaşıp geleceğim yuvamsın. Anamın ak sütü, babamın alın terisin. Kuşumun kanadı, azığım, gücüm, cesaretimsin. En derinlerimde yatan hasretimsin. Ülküm ve dileğimsin. Her şeyimsin.  

Turan Gökmenoğlu,
Kadıköy, 17 Mayıs 2007
 

Hani Balığına Sevdalıyım

  Yazlığımız orada olduğu için, yaz dönemlerini Çanakkale Babakale köyünde geçiriyoruz. Evimizin bulunduğu mahallenin ve önümüzde uzanan beyaz kuvars taşlı kumsalın adı AKLİMAN. Yüreğimizdeki iki Akliman'dan biri burada, diğeri memleketim Sinop'ta. Küçük teknemizle ve adaşımla balığa çıktığımızda dip balıklarından gelincik ve hani (Ege'de hanoz deniyor) tutardık. O zamanlar yöre balıkçıları ağlarına hani takıldığında denize atarlardı. Benim en sevdiğim balık olan hani, bizimle birlikte orada da sevilmeye ve aranmaya başladı. Yine dip balıklarından mercan ve karagöz de dip balıklarından.

'Denizden babam çıksa yerim!' misali, denizin en güzel balıklarından olan dip balıklarının memleketim Sinop'ta da değerlendirilmesine sevindim.

Sinop'a ilk geldiğimde, ağabeyimin kayığı ile ilk işim balığa çıkmak olacak. Oltam da tam dip balıklarının olduğu yere inecek. Aklım denizin dibinde, gözlerim Sinop'un güzelliğinde... Bu güzelliğe ve heyecana var mısınız! Siz de yaza Sinop'ta mısınız!

Herkesi Sinop'a bekliyorum...  

Turan Gökmenoğlu
Kadıköy, 18 Mayıs 2007