Türk halkının bağışları ile alınan uçakların hikayesi, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kitaba dönüştürüldü. Kitaba ''Gönüllerden Göklere'' adı verildi.
Gönüllerden Göklere Yükselen Ayancık Savaş Uçakları
Bütün öykü, ben daha çok küçük bir çocukken başladı. Ondört yaşlarımda, orta okul eğitimimi bitirince, aileme katkıda bulunmak için çalışmaya başladım. Çalışmak için seçtiğim yer, Ayancık Gazetesi ve Matbaası idi. Bu seçimde ilkokul beşinci sınıftan beri yazmaya başladığım ve bu şiirlerden bazılarının Ayancık Gazetesi'nde yayınlanmaya başlamasının önemi büyük. Gazetenin arka sayfasında ''Matbaada çalışacak çırak aranıyor'' ilanı vardı.
Gazetenin matbaa binası Şadırvan Meydanı'nda idi. Dr. Haşim Örnek'in Yazıhanesi ile aynı kapıdan giriliyordu ve üst katında bir arkadaşım oturuyordu. Kemal ustaya çırak olarak çalışmak istediğimi söyledim. Beni Bahattin Karakaş ile görüşmem için, Belediye Meydanı'ndaki Okullar Pazarı kitapçı dükkanına gönderdi. Rahmetli Bahattin Ağabey'in gülümseyen yüzü gözlerimin önünde ve şevkatli yumuşacık sesi hala kulağımda.
Beni yetişkin biri gibi karşıladı, karşısına oturttu. Niçin liseye devam etmediğimi sordu, hem çay içtik, hem de sohbet ettik. Yirmi lira maaşla işe alındım.
İşe başladığım gün Kemal usta elime kumpası tutuşturdu ve bana gazetenin yazılarını kurşun harflerle dizmesini öğretti. Şadırvan Meydanı'ndaki çalışmamız altı ayı bulmadan matbaayı Bahattin Ağabey'in Fabrika Caddesi'ndeki evinin alt katına taşıdık. Önce kartvizit dizmesini öğrenmek için, ardında giyotini (kağıt kesme makinası) ve baskı makinasını çalıştırmak için, pazar günleri bile ücretsiz işe gelmeye başladım. Kurşun harflere, matbaa boyası kokusuna ve kağıt tozuna sevdalanışım işte böyle çocuk yaşımda, Ayancık Gazetesi ve Matbaası'nda başladı. Yine aynı sevda, araştırma yapma ve yazı yazma isteğimi de kamçıladı.
Kemal usta, bir kaç ay içinde işi bırakıp İstanbul'a çalışmaya gitti. Ben çırakla kalfa arasındaki geçişi sağlamaya çalışırken, tüm gazete ve matbaanın idaresi üstüme kaldı. Matbaacılığı kendi kendime öğrendim ve kendi yöntemlerimi kendim buldum. Artık tüm zamanım matbaada geçmeye başlamıştı. Matbaa ile evimizin arası da yirmi metre var yok. Elektrikler kesildiğinde sokağa çıkıp birini bulup getiriyorum. Baskı makinası hem elektrikle, hem de ayakla çalışıyor. O zaman bir yardımcıya ihtiyacım oluyor.
Boş zamanlarımı (aslında hiç yoktu) Ayancık Gazetesi'nin eski sayılarını okuyarak, arşivini ve eski fotoğrafları karıştırarak değerlendirdim. Tek başıma bu işi başaracağıma inanınca, hem çalışıp hem okumaya karar verdim. Ailem de, Bahattin Ağabey de bu konuda beni destekledi. Gece gündüz çalışarak hem gazeteyi basmayı sürdürdüm, hem de Ayancık Lisesi'nde okumaya başladım.
Haftada iki kez perşembe ve cuma akşamları Fabrika Sineması'nın çay ocağında İlyas Amca'nın (Aşkın) yanında çalışmaya başladım. Düğün törenleri olduğunda bu defa hafta sonları da çalışıyorduk.
Eski fotoğraflar arasında Ayancık'ta bir bayram töreni resmi ilgimi çekti. Eski Halkevi'nin arkasındaki (deniz tarafında) futbol sahasında 30 Ağustos 1934 yılında çekilmiş bir resim. Fotoğrafın sağ üst köşesinde küçük bir uçağın kanat ucu görünüyor. Ben bu büyülü küçük kanadın izini tam kırk yıl, bıkıp usanmadan sürdüm.
Ayancık Uçağı'nın kanadının ucunu gösteren bu resmi ilk kez 1989 yılında ''Ayancık Rehberi'' kitabımın 50. sayfasında yayınladım. Ayancık'ta yaşayan yaşlı insanları soruşturdum, bilgi, belge ve kaynakları araştırdım, defalarca Türk Hava Kurumu'na yazı yazdım. Derler ya ''ölüsü veya dirisi'' geriye ne kalmışsa bulup resimlerini çekmek istedim. Kanadından bir parça, bir somun, bir vida, eski bir resim, bir kaç satır yazı aradım durdum.
2003 yılında Ankara'da görev yapan bir arkadaşla tanıştım. Ankara'ya döndüğünde Türk Kuşu Dergisi'nin 1933-1935 yıllarına ait arşivini incelemesini, Ayancık Uçağı ile ilgili belgenin bu dergide olabileceğini söyledim. Bu arkadaş bir ay sonra bana iki sayfalık bir fotokopi getirdi. Yıllardır izini sürdüğüm ve kanadının ucundan başka hiç bir yerini görmediğim ''Ayancık Uçağı''nın resmi ve hikayesi, bu iki sayfanın içine sığıvermişti.
Yanılmıyorsam 2004 yılında Ayancık Belediye'sinden bir telefon geldi. Hava Kuvvetleri Komutanlığı, tüm il ve ilçelere bir yazı göndererek, 1925-1935 yılları arasında alınan 351 bağış uçak ile ilgili bilgi ve belge araştırmasına girmiş. Yazıyı istedim, bana faksla yolladılar.
Elimdeki bilgi ve resimleri ''Ayancık Uçağı'nın Öyküsü'' adlı bir yazı olarak Ayancık Belediyesi'ne gönderdim. Onlar da Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na ulaştırdılar.
2005 yılında Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı 1925-1935 yılları arasında on yıl içinde fakir Türk halkından toplanan elli milyon lira ile alınan ve bağışçı şehirlerin ve bağışçıların adının verildiği 351 adet ''Bağış Uçağı'nın hikayesinin yer aldığı ''Gönüllerden Göklere'' adlı bir kitap yayınladı.
Kitabın kapak resmini ve içeriğini öğrendiğim halde, kitabı edinmem mümkün olmadı. Mektup ve elektronik posta ile çeşitli yerlere baş vurduğum halde, kitabı edinemedim. Tam altı yıl sonra, çok yakın bir dostum bu kitaba ulaştı ve bana gönderdi. Kırk yıl süren bu gönül hikayesi şimdi avuçlarımın içinde.
2004 yılında Ayancık Belediyesi kanalı ile gönderdiğim ''Ayancık Uçağı'nın Öyküsü'' adlı yazım ve resimler kitapta aynen yayınlanmış. Keşke bu güzel vefa örneğinin bir benzeri daha yapılsaydı ve bu kitabın oluşmasına katkıda bulunanların adları da kitabın arka sayfalarının birinde yayınlansaydı. Benim ellidört yıllık hayatımın tam kırk yılını alan bu araştırmam biraz daha göğsümü kabartsaydı.
Ben görevimi yaptım sevgili Ayancık'lı Sinop'lu hemşehrilerim. Şimdi sıra sizde. Haydi görev başına.
1925-1935 yılları arasında Türk Hava Kuvvetleri'ne kazandırılan ikiyüz elli bağış uçak arasında Bir tane de ''Boyabat'' uçağı var. Ben inanıyorum ki, Sinop ve Gerze uçağı da vardır. Eski bilgi, belge, döküman, kayıt ve fotoğraf ne varsa araştıralım. Ayancık'ın bu iki yüz akı hepimize yeter ama, Milli mücadelede Kastamonu, Antalya ve Konya'nın ardından en çok şehit veren dördüncü yurt köşesi olan Ayancık'ın ardından Sinop, Boyabat ve Gerze ilçelerimiz geliyor. Bu bağış yarışında da Ayancık'ın izinden mutlaka gitmişlerdir. Ben buna tüm kalbimle inanıyorum. Araştırıp bulalım ve bu gurur tablosunda yerimizi alalım.
Sevgi ve saygılarımla...
Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 25.03.2011