Yazılarım ...

turan

Düşüyorum Kuş Misali Yollara...

Çocukluğum ve gençliğim güzeller güzeli Sinop’un Ayancık ilçesinde geçti. İlk, orta ve lise eğitimimi bu şirin kasabada tamamladım. Hayatımın en güzel dilimi bu büyülü kasabada geçti. Orman Spor’un ve diğer futbol kulüplerinin maçları, mahalleden komşumuz Recep ağabeyin golleri, Büyük Mahalle’deki evimiz, komşularımız, mahallemizin renkli ortamı, lokomotif sefaları, fabrika borusunun içimize işleyen sesi. Fabrika Sineması’nın çay ocağı, herkesin film izlerken benim kimya sınavlarına hazırlanışım, fabrikanın Kayın teknesi, davulcu Musa dayı, deli Remzi, ramazan pideleri, bayram törenleri, çayda tuttuğum mercan ve bıyıklılar, geceleri lüks ışığıyla ve algarla tuttuğumuz bıldırcın kuşları ve yeşilbaş ördekler.

Kurtuluş ve İnönü ilkokullarındaki sıra arkadaşlarım. Ayancık lisesi, okul gazetesi, dersleri renklendiren şarkılarım, Ayancık Gazetesi ve Matbaası’nda renklenen ve güzelleşen hayatım. Arkadaşlarım Seyfi, Vedat, Refik, Muammer, Hasan, Ömer ve Erol. Sınıf arkadaşlarım ve yüreğimin bir ucunu tutuşturan kızlar. Ayancık türküleri. Gazete kağıtlarına düşen yorgunluğum. Ailem. Sevdiğim, büyülendiğim doğduğum kutsal topraklar.

Çocukluk günlerim bu büyülü güzelliklerle geçti. Hayatımın her dönemine damgasını vurdu. Hayatım doğduğum topraklara olan sevgi ve hayranlığımla zenginleşti. Tüm anılarım, öykülerim ve şiirlerimde çocukluk günlerimin büyüsü kokar. Bu büyülü Ayancık şiirlerimden biri 7 Aralık 2007 günü Erhan Güleryüz ve Ayna grubu tarafından notaya döküldü, şarkı oldu. Ayancık kokulu şiirime Erhan Güleryüz’ün yüreği ortak oldu ve ortaya ‘’Kuş Misali’’ şarkımız çıktı.

Hücrelerime kadar işleyen memleketime bu küçük bir vefa olsun. Doğduğum topraklara ve bu topraklarda yaşayan hemşehrilerime çam sakızı çoban armağanı. Memleketimize ve ülkemize olan borcumuzu ödememiz mümkün değil. Bu bir başlangıç olsun. Diğer çabalarımız da ardı sıra gelsin.

Doğduğum küçük kasabamızı anlatan ‘’Kuş Misali’’ şarkımız yine Ayna grubu tarafından, 7-14-28 Aralık tarihlerinde TRT İNT kanalında Erhan Güleryüz’ün sunduğu ‘’Aynadan Yansıyanlar’’ programında canlı olarak yorumlandı.

Bu şarkı bana hayatımın en onurlu ve gururlu gecesini yaşattı. Programa telefonla canlı olarak bağlandım. Bu şiiri hangi duygularla kaleme aldığımı anlattım. Arkadaşlarımdan ve dostlarımdan telefonlar ve iletiler geldi. Çok mutlu oldum, gururlandım.

Hayatımın bu güzel parçasını yaşattığı için önce bana bu duyguları işleyen aileme, doğduğum topraklara ve yüreğini şiirime ekleyen Erhan Güleryüz’e ve Ayna grubuna teşekkürler.

Memleketim kokulu yeni şiirlerde, güftelerde, bestelerde ve öykülerde buluşmak dileğiyle...

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 19.03.2008

Kuş Misali

Doğduğum köy uzaklarda
Arada sırada bir haber gelir
Unutuldum buralarda
Çocukluk günlerim aklıma gelir

Çay kenarında tuttuğum mercan
Yağmurlu gecelerde bıldırcın sesi
Gurbet akşamlarında aklımda her an
Nasıl da özledim memleketimi

Düşüyorum kuş misali bu gece yollara
Yıllarca hasret kaldım canım yurduma

Söz: Turan Gökmenoğlu
Beste: Erhan Güleryüz

Çakıl Taşlarının Yaşamımızdaki gizemli Yolculuğu...

Taşlar, yaradılış hikayelerinde anlatıldığı gibi, insanlardan çok önce, tabiatın koynunda, çok gizli ve gizemli mücevherler olarak yaratıldılar. Her birine özenle farklı renkler, sertlik dereceleri, kimyasal özellikler ve şifa kaynakları yüklendi.

İnsanlar ve diğer canlılar değişik beslenme alışkanlıklarını geliştirirken, gerek meyve ve sebzelerden, gerekse hayvansal gıdalardan farkında olmadan bu değerli mineralleri besin yolu ile almaya başladı. Taşların bu haliyle hayatımıza girmesini, kadınlarımızın süslenme merakına borçluyuz.

Her kadın güzel olmak ister. Güzellik de farklı olmayı gerektirir. Kadınlar güzelliği önceleri temizlik ve bakımla, daha sonra da doğal süs taşları ile keşfetti.

Kadının süsü yüzüydü. Doğadaki tüm hayvanların erkeği daha renkli ve alımlı yaratılmışken, insanın dişisi daha güzel, narin ve alımlı yaratıldı. Örtünme gereği ve alışkanlıkları, kadında yüz güzelliğini ortaya çıkardı. Farklılığı arayan kadın, doğal taşlarla yüz güzelliğini destekleyecek süsleri keşfetti.

Akik kırmızısı dudaklarını, Turkuvaz’ın (Firuze) maviden yeşile dönüşü gözlerini, Opsidyen kirpiğinin karasını, Kaplan Gözü saçlarının kahverengisini renklendirdi. Kulağına küpe, koluna bilezik, boynuna gerdanlık, parmağına yüzük, beline kemer, ayak bileğine halhal oldu.

Kadın, bu değerli taşları kendisine takı olarak seçince, gizemi ve çekiciliği keşfetti. Erkeğin gözündeki değeri ve albenisi arttı. Takıları servete ve şifaya dönüştü. Boynuna astığı Amber (Kehribar) tiroit bezinin düzenli çalışmasını sağlayarak guatr hastalığına iyi geldi. Turkuvaz nazardan ve tüm kötülüklerden korunmasını sağladı. Akuamarin soğuk algınlığından, deniz tutmasından ve denizcilerin karşılaştığı tehlikelerden, Ametist baş ağrılarından ve sinirsel rahatsızlıklardan korudu. Ametist ve Kuvars Kristalleri pozitif enerji verdi. Akik, Turkuvaz, Jasper şans ve bereket getirdi.

Kabile toplumlarının ilk büyücü hekimleri, şifalı bitkilerden oluşan eczanelerini bu doğal minerallerle zenginleştirdi. Bitki ve sulardan doğal yollardan aldığımız mineraller, takı olarak kullanıldığında aşı görevi yaparak vücudumuzun direncini artırdı, enerji kanallarını açarak daha mutlu ve huzurlu bir hayat sürmemizi sağladı.

Ve doğanın milyarlarca yılda oluşturduğu bu gizemli hazineler, günümüzde yeniden insanlar tarafından keşfedilmeyi bekliyor. Hem de bu kadar yakınımızda, hatta hücrelerimizde sessiz sedasız, sırrını ve büyüsünü yayarak gezindiği halde!

Taşlar kadar doğal, renkli ve sağlıklı bir yaşam dileğiyle...

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 28 Aralık 2005

Ayancık Benim Doğduğum Şehir

Benim için büyülü bir kelime ‘’ Ayancık’’. O küçücük kasaba benim doğduğum yer. Sık sık gidemesem de, sürekli havasını soluyamasam da, o bakir ve kutsal topraklar benim şehrim. Toprağı mayam, insanı yakın dostum, hemşehrim, yakınım, akrabam, kanım, canım... Yüreğim hep o toprakların heyecanı ile atar. İki söz arasında anarım adını. O benim büyülü şehrim. Tohumum, çocukluğum, geçmişim, yaşlılığım, mezarım.

Sokaklarında gezerken artık pek çok yüzü tanıyamasam, tek göz odalı evim bile olmasa da, Evleri, yolları, sokak araları çocukluğumdaki gibi kokmasa da, o benim ilk göz ağrım, ilk sevgilim, ana kucağım.

İlkokul sıralarını tattığım Kurtuluş Okulu’nun adı değişse de, Fabrika borusu ötmese de, sevgili babam oralardan göçse de, orası benim memleketim.

Sularında avlandığım dereler yatağını değiştirmiş bile olsa, Recep ağabey evinin balkonunda dalsa turkuvaz maviliklere, deli Metin’ler, deli Hakkı’lar unutulsa, yeşil başlı ördekler uğramasa sularına, yine oralar benim toprağım, benim çayım, benim dağlarım.

Başlarına birikirdi dağlarımın kurşuni renkli bulutlar. At başı gibi inerdi üstüne yağmur. Güneş İstifan Burnu’ndan öperdi mavilikleri. Dalgalar dans ederdi yuvarlak çakıllarla. İlkbaharda akasya kokuları sarıp sarmalardı her yanı. İnce bir ıslık gibi süzülürdü terezin kahverengi rayların göbeğinde. Çayla deniz koyun koyuna yatardı usulcacık. Sığırcık sürüleri ikinci bir bulut olurdu yükseklerde. İncir zamanı bıldırcın sesleri dökülürdü üstüne. Gece karanlığında dans ederli lamba ışıkları, algar sopalarının örgüsünde. Cuma günleri Cide Postası geçerdi sahilinden. Dalgaların arasına salardı hasret kokulu yolcuları.

Pazar sabahları fırınların önünde tatlı bir kalabalık olurdu. Büyükler mis kokulu pideler taşırdı kollarındaki sepetlerde. Evde yolunu gözleyenlerden daha heyecanlı atardı adımlarını.

Sarıoğlu ve Jetler taşırdı gelen ve giden yolcuları. Uzun burunlu otobüslerden taşardı özlemler. Tozlu topraklı, uçsuz bucaksız yolların tek fatihiydi şoförler. Hepsinin lakabı deliydi, kahramanlıkları anımsatırdı öyküleri. Hep deli Metin’ler, deli Hakkı’lar gibi cesur olmak isterdik çocuk yüreğimizle. Oyuncaklarımızı kendimiz yapardık fırınlanmış fabrika odunuyla, ya da balçıkla. Kız çocukları hiç oyuncak bebek görmedi. Bez bebeklerle geçti hülyaları.

Mahalle araları top sahamızdı. Bağcıklı toplarla oynardık bulabilirsek. Uzunca bir süre iskarpin giymedi ayaklarım, renkli naylondan başka. Hiç ceketim olmadı ortaokula kadar. Yine de büyülü bir güzelliği vardı çocukluğumun.

Saray Sineması tek eğlencemizdi. Tüm filmleri ayakta izledim. Sahil parkında tek arkadaşı çekirdekti kan kırmızısı çayın. Dondurma, keşkül ve poğaça şekerci Osman’ın ellerinden çıkardı.

Kış günleri Fabrika Sineması’nda çay ocağında çalışırdım. Yabancı filmler oynardı seçmece. İlyas Amca’yla çay satardık misafirlere. Kimya sınavlarıma orada çalışırdım hep. Ara sıra yoklardı Nadir öğretmenim ilgiyle.

Çocukluğumdan beri görmedim Türkeli’yi, Güzelkent’i. Yurdun’u, Yaman’ı ve Ardan ağabeyi saldık toprağın derinine. Boyabat’ı kıyısına kadar gelip hiç görmemek ne acı. Gerze’de oturamamak bir çay içimi. Sinop’ta paylaşamadık bütün bir yazı. Ateş almaya gelir gibiydi görüşlerim. Hiç bir şey değiştirmez o toprakların memleketim olduğunu. Erfelek’i, Saraydüzü’nü, Durağan’ı hiç görememek azaltmaz sevgilerimi. Hiç bir şey değiştirmez Ayancık’ın doğduğum yer olduğunu.

Başka hiç bir yer dindiremez hasretimi, özlemimi, susuzluğumu. Hiç bir şey değiştiremez buralara ne denli yakın olduğumu.

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 22 Eylül 2006

Büyülü Çakıl Taşları Tablolara Dönüşüyor....

turan

Çakıl taşı tablolarım evimin duvarını süslüyor... İstanbul, Kasım 2009

Çakıl taşlarının büyülü dünyasına gireli yirmi yıla yaklaşıyor. Marmaris’in Turunç köyü’nde, tanıştım ilk taşımla. O yörenin tanınmış taşıydı Agat. Ardından Babakale köyünün renkli taşları süsledi hayatımı. Akik, Kuvars, Kalsedon, Opal, Jasper, Necef, Opsidyen, Yeşim ve Kaplan Gözü…

turan

''Yel Değirmeni' tablosu evimin duvarında... İstanbul, Şubat 2009

Kırılması ve işlenmesi çok zor olan ve 7 sertliğindeki bu renkli taşlar önce evimi, sonra iş yerimi süsledi. Taşların gizli dünyasından yansıyan büyülü ışıltılar önümü aydınlattı. Onları doğal haliyle tablolara dönüştürdüm. Çerçeveleyip evimin ve iş yerimin duvarına astım. Dokundukça stresimi, sıkıntımı savurup attı rüzgarın kollarına.

Bundan 15 yıl kadar önce taşlar mesleğim ve kazancım oldu. Ekmeğe ve suya dönüştü. Taşların renginin ardına gizli gücü ve şifa etkileri, birbirinden zengin egzotik hikayeleri hayatımı renklendirdi.

Uzun yıllar çakıl taşlarıyla resim yapmayı düşledim. Doğanın bin bir rengini içinde barındıran sihirli taşları resme dönüştürmek 2008 yılına kadar hayallerimin süsü oldu. O yıl çakıl taşı ressamı hocamla tanıştım. Çakıl taşının resme dönüşümünü onun sihirli ellerinden, yüce yüreğinden öğrendim.

Deniz, göl ve dere kenarlarından topladığım çakıl taşlarını tek tek tual üzerine dizerek oluşturuyorum çakıl taşı resimlerimi.

Her resim, büyük bir sabırla beslenip terapiye dönüşerek, bir ayı geçen sürede doğal renkleriyle tablolara dönüşüyor. Emeği ve çabası benden, taşların kendi dünyasından fışkıran büyü doğadan.

Şimdilerde eşim dostum ziyaretime gelirken, yaşadığı yerdeki deniz, göl ve dere kenarından topladıkları nohut büyüklüğündeki çakıl taşlarını getiriyorlar. Gelemeyenler, şehirler arası otobüslerle, hatta kargo ile gönderiyor, Anadolu'nun dört bir yanının büyülü ve rengarenk süslü taşlarını.

Resimler çakıl taşı tablolara dönüşürken güzel Anadolu'muzun her yöresinden sevgi ile toplanmış çakıl taşları, el ele, kol kola, ve yürek yüreğe birleşiyor. Kendi büyülü sesini ve şarkısını fısıldıyor tabloların gizemli kıvrımlarından.

Yaklaşık iki ay süren bir çakıl taşı resim çalışmasında Ayancık, Sinop, Babakale ve Geyikli kumsalından topladığım on bin adede yakın gerçek renginde çakıl taşı kullanıyorum. 50x70 ebadındaki bir çakıl taşı tablo, çerçeveli olarak yaklaşık 4.5 kg. geliyor. Çalışmalarımda zaman zaman mozaik resim tekniğini de kullanıyorum.

Şimdiden çakıl taşı tablolarım beğenilmeye başladı. Satın almak ve hatta yeni resimler yaptırmak isteyenler var. Sergi davetleri içimi onurlandırdı, şevkimi ve gücümü artırdı.

Daha yolun başındayım. Çakıl taşlarıyla örülü yollarda yürürken, rastlaştığım bu büyülü dünyada, çakıl taşlarına hayat vermeyi sürdüreceğim.

Ve keşfettiğim bu büyülü dünyayı sizlerle paylaşarak…

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 04.03.2009

turan

Odamda ''Kumsalda Kayıklar'' tablosunu çalışırken... İstanbul, Mart 2009

Yazılarımın Dizini...

* Anılar Arasında Doğduğum Topraklara Yolculuk Okumak için tıklayın

* Ayancık Benim Doğduğum Şehir Bu sayfada

* Ayancık'da Bahattin Karakaş Caddesi
Okumak için tıklayın

* Ayancık'ın Çay Elması
Okumak için tıklayın

* Ayancık Dekovil Hattı
Okumak için tıklayın

* Ayancık Matbaası'ndan Usta Matbaacı'ya Okumak için tıklayın

* Ayancık Kokulu Çocukluğum Okumak için tıklayın

* Ayancık'ın Tarihçesi
Okumak için tıklayın

* Ayancık'ın Teleferik İstasyonu Tarih Oldu
Okumak için tıklayın

* Ayancık Türküleri
Okumak için tıklayın

* Ayancık Uçağının Öyküsü
Okumak için tıklayın

* Ayancık Zeytini
Okumak için tıklayın

* Ayna’dan ‘’Kuş Misali’’ yansıdı
Okumak için tıklayın

* Babakale Akliman, Anadolu'nun En Batı Ucundaki Cennet
Okumak için tıklayın

* Babakale, Anadolu'nun En Batı Ucundaki Gizemli Köy
Okumak için tıklayın

* Babakale'de Bayram Düşü
Okumak için tıklayın

* Biblocu Ahmet Ağabey
Okumak için tıklayın

* Boyabat'lı Tayyareci Nuri Bey
Okumak için tıklayın

* Boyabat Türküleri
Okumak için tıklayın

* Burçların Bedenimizde Etkilediği Bölgeler, Organlar ve Hastalıklarla İlişkileri
Okumak için tıklayın

* Bu Topraklardan Bir 'Ardan Okay' Geçti Okumak için tıklayın

* Büyülü Çakıl Taşları Tablolara Dönüşüyor
Bu sayfada

* Çocukluk Günlerimin Unutulmaz Simaları ‘’Deli Remzi’’
Okumak için tıklayın

* Çakıl Taşı Resimlerim ve Burç Taşları Hakkında Sorular, Görüşler, Öneriler, Yorumlar
Okumak için tıklayın

* Çakıl Taşlarının Yaşamımızdaki gizemli Yolculuğu
Bu sayfada

* Çakralarda Nefes Alma Meditasyonu
Okumak için tıklayın

* Çakralar... Vücudumuzun Dışa Açılan Kanalları
Okumak için tıklayın

* ''Çimenci’de Ak Taşlar'' Türküsünün Öyküsü
Okumak için tıklayın

* Davul-Zurna Sesinde Ayancık-Sinop Yolculuğu
Okumak için tıklayın

* Düşüyorum Kuş Misali Yollara
Bu sayfada

* Gizli Cennet Turunç
Okumak için tıklayın

* Gönüllerden Göklere Yükselen Ayancık Savaş Uçakları
Okumak için tıklayın

* Gülpınar, Antik Truva Kentinin Güney Ucu
Okumak için tıklayın

* Hani Balığına Sevdalıyım
Okumak için tıklayın

* İlk Akşam Yemeği
Okumak için tıklayın

* İstanbul'dan Babakale Akliman'a Yolculuk
Okumak için tıklayın

* Sahibini Arayan Taş OPAL
Okumak için tıklayın

* Sevgilim Karadeniz
Okumak için tıklayın

* Sinop Türküleri
Okumak için tıklayın

* ''Sinop'' ve ''Dışarda Deli Dalgalar'' Sizi Çağırıyor
Bu sayfada

* Şarkı Sözlerim
Okumak için tıklayın

* Şiirlerim
Okumak için tıklayın

* Tirebolu'ya Yolculuk
Okumak için tıklayın

* Tüm Bedenimizin Ayaklarımızın Tabanında Bulunan Şifreleri .... Refleksoloji
Okumak için tıklayın

* Uzaklardaki Sevdiklerimi Anmak Ne Güzel
Okumak için tıklayın

* Yollara İz Bırakmak
Okumak için tıklayın

''Sinop'' ve ''Dışarda Deli Dalgalar'' Sizi Çağırıyor....

Eski Sinop Cezaevi’nde yatıp, Karadeniz'in hırçın dalgalarının büyülü melodileri ile arkadaşlık eden nice insanlar içinde, Türk Edebiyatı’nın ve Siyaseti’nin nice ünlü isimleri var.

Sabahattin Ali’nin, Burhan Felek’in, Refik Halit Karay’ın, Zekeriya Sertel’in, Mustafa Suphi’nin ve daha nicelerinin kaldığı hücreler, acıyı ve hasreti birlikte büyüttüler. Sayılı gün dendi. Dışarıdakine de içerde yatana da tez gelip geçmedi. Tarihi Sinop Cezaevi’nin asırlık taşları arasında eridi, gitti.

Ülkemizin önemli edebiyat ve düşünürlerinin yeri şimdi bizim yüreklerimizde kurulu. O birbirinden değerli edebiyatçılar, ozanlar, gazeteciler ve siyaset adamları, tıpkı Gelibolu’da Mehmetçik'le koyun koyuna yatan Anzak askerleri gibi, Sinop insanının yüce gönlünde huzur içinde yatıyor.

Acılar bal olsun, o değerli insanların sıkıntıları, anıları, öykü ve şiirleri yaşamaya, Sinop’u ve Sinop’luyu anlatmaya devam etsin.

Sabahattin Ali’nin dizelerinde olduğu gibi. Artık o türküler bizim türkülerimiz. Sinop türküleri..

Başın öne eğilmesin
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma

Dışarda Deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Beni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir yüzü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah’a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma

Sabahattin Ali
Hapishane Şarkısı 5, Sinop Cezaevi 1933

turan

Eski Sinop Cezaevi, artık müzeye dönüşüyor. Acılar unutuluyor. Anılar gün yüzüne çıkıyor. Eski kalenin içindeki bu yapı, geçmişle geleceği buluşturuyor. Sinop’ta yeşilin her tonu ile süslü Karadeniz ormanlarının, hırçın koylarıyla Hamsaroz fiyortunun, Tatlıca Şelalelerinin büyülü dünyası sizleri bekliyor.

Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gerze, Saraydüzü ve Türkeli ilçeleri, doğal ve bozulmamış güzelliği ile Karadeniz’in tam orta yerinde yolunuzu gözlüyor. Sevgiden ve dostluktan yana, tadılacak daha çok şeyi var.

Sinop’u görmeden bu dünyadan göçmek yok...

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 21 Mayıs 2006



Dergi Kapağı
  • Akşam güneşi Akliman'da denize inerken... Turan Gökmenoğlu, Ayvacık Babakale köyü 18.04.2008

    • Her hakkı saklıdır 2010
    • İletişim, sipariş, dilek, öneri ve danışma hattı; 0532 243 32 71