Benim için büyülü bir kelime ‘’ Ayancık’’. O küçücük kasaba benim doğduğum yer. Sık sık gidemesem de, sürekli havasını soluyamasam da, o bakir ve kutsal topraklar benim şehrim. Toprağı mayam, insanı yakın dostum, hemşehrim, yakınım, akrabam, kanım, canım... Yüreğim hep o toprakların heyecanı ile atar. İki söz arasında anarım adını. O benim büyülü şehrim. Tohumum, çocukluğum, geçmişim, yaşlılığım, mezarım.
Sokaklarında gezerken artık pek çok yüzü tanıyamasam, tek göz odalı evim bile olmasa da, Evleri, yolları, sokak araları çocukluğumdaki gibi kokmasa da, o benim ilk göz ağrım, ilk sevgilim, ana kucağım.
İlkokul sıralarını tattığım Kurtuluş Okulu’nun adı değişse de, Fabrika borusu ötmese de, sevgili babam oralardan göçse de, orası benim memleketim.
Sularında avlandığım dereler yatağını değiştirmiş bile olsa, Recep ağabey evinin balkonunda dalsa turkuvaz maviliklere, deli Metin’ler, deli Hakkı’lar unutulsa, yeşil başlı ördekler uğramasa sularına, yine oralar benim toprağım, benim çayım, benim dağlarım.
Başlarına birikirdi dağlarımın kurşuni renkli bulutlar. At başı gibi inerdi üstüne yağmur. Güneş İstifan Burnu’ndan öperdi mavilikleri. Dalgalar dans ederdi yuvarlak çakıllarla. İlkbaharda akasya kokuları sarıp sarmalardı her yanı. İnce bir ıslık gibi süzülürdü terezin kahverengi rayların göbeğinde. Çayla deniz koyun koyuna yatardı usulcacık. Sığırcık sürüleri ikinci bir bulut olurdu yükseklerde. İncir zamanı bıldırcın sesleri dökülürdü üstüne. Gece karanlığında dans ederli lamba ışıkları, algar sopalarının örgüsünde. Cuma günleri Cide Postası geçerdi sahilinden. Dalgaların arasına salardı hasret kokulu yolcuları.
Pazar sabahları fırınların önünde tatlı bir kalabalık olurdu. Büyükler mis kokulu pideler taşırdı kollarındaki sepetlerde. Evde yolunu gözleyenlerden daha heyecanlı atardı adımlarını.
Sarıoğlu ve Jetler taşırdı gelen ve giden yolcuları. Uzun burunlu otobüslerden taşardı özlemler. Tozlu topraklı, uçsuz bucaksız yolların tek fatihiydi şoförler. Hepsinin lakabı deliydi, kahramanlıkları anımsatırdı öyküleri. Hep deli Metin’ler, deli Hakkı’lar gibi cesur olmak isterdik çocuk yüreğimizle. Oyuncaklarımızı kendimiz yapardık fırınlanmış fabrika odunuyla, ya da balçıkla. Kız çocukları hiç oyuncak bebek görmedi. Bez bebeklerle geçti hülyaları.
Mahalle araları top sahamızdı. Bağcıklı toplarla oynardık bulabilirsek. Uzunca bir süre iskarpin giymedi ayaklarım, renkli naylondan başka. Hiç ceketim olmadı ortaokula kadar. Yine de büyülü bir güzelliği vardı çocukluğumun.
Saray Sineması tek eğlencemizdi. Tüm filmleri ayakta izledim. Sahil parkında tek arkadaşı çekirdekti kan kırmızısı çayın. Dondurma, keşkül ve poğaça şekerci Osman’ın ellerinden çıkardı.
Kış günleri Fabrika Sineması’nda çay ocağında çalışırdım. Yabancı filmler oynardı seçmece. İlyas Amca’yla çay satardık misafirlere. Kimya sınavlarıma orada çalışırdım hep. Ara sıra yoklardı Nadir öğretmenim ilgiyle.
Çocukluğumdan beri görmedim Türkeli’yi, Güzelkent’i. Yurdun’u, Yaman’ı ve Ardan ağabeyi saldık toprağın derinine. Boyabat’ı kıyısına kadar gelip hiç görmemek ne acı. Gerze’de oturamamak bir çay içimi. Sinop’ta paylaşamadık bütün bir yazı. Ateş almaya gelir gibiydi görüşlerim. Hiç bir şey değiştirmez o toprakların memleketim olduğunu. Erfelek’i, Saraydüzü’nü, Durağan’ı hiç görememek azaltmaz sevgilerimi. Hiç bir şey değiştirmez Ayancık’ın doğduğum yer olduğunu.
Başka hiç bir yer dindiremez hasretimi, özlemimi, susuzluğumu. Hiç bir şey değiştiremez buralara ne denli yakın olduğumu.
Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 22 Eylül 2006
Büyülü Çakıl Taşları Tablolara Dönüşüyor....
Çakıl taşı tablolarım evimin duvarını süslüyor... İstanbul, Kasım 2009
Çakıl taşlarının büyülü dünyasına gireli yirmi yıla yaklaşıyor. Marmaris’in Turunç köyü’nde, tanıştım ilk taşımla. O yörenin tanınmış taşıydı Agat. Ardından Babakale köyünün renkli taşları süsledi hayatımı. Akik, Kuvars, Kalsedon, Opal, Jasper, Necef, Opsidyen, Yeşim ve Kaplan Gözü…
''Yel Değirmeni' tablosu evimin duvarında... İstanbul, Şubat 2009
Kırılması ve işlenmesi çok zor olan ve 7 sertliğindeki bu renkli taşlar önce evimi, sonra iş yerimi süsledi. Taşların gizli dünyasından yansıyan büyülü ışıltılar önümü aydınlattı. Onları doğal haliyle tablolara dönüştürdüm. Çerçeveleyip evimin ve iş yerimin duvarına astım. Dokundukça stresimi, sıkıntımı savurup attı rüzgarın kollarına.
Bundan 15 yıl kadar önce taşlar mesleğim ve kazancım oldu. Ekmeğe ve suya dönüştü. Taşların renginin ardına gizli gücü ve şifa etkileri, birbirinden zengin egzotik hikayeleri hayatımı renklendirdi.
Uzun yıllar çakıl taşlarıyla resim yapmayı düşledim. Doğanın bin bir rengini içinde barındıran sihirli taşları resme dönüştürmek 2008 yılına kadar hayallerimin süsü oldu. O yıl çakıl taşı ressamı hocamla tanıştım. Çakıl taşının resme dönüşümünü onun sihirli ellerinden, yüce yüreğinden öğrendim.
Deniz, göl ve dere kenarlarından topladığım çakıl taşlarını tek tek tual üzerine dizerek oluşturuyorum çakıl taşı resimlerimi.
Her resim, büyük bir sabırla beslenip terapiye dönüşerek, bir ayı geçen sürede doğal renkleriyle tablolara dönüşüyor. Emeği ve çabası benden, taşların kendi dünyasından fışkıran büyü doğadan.
Şimdilerde eşim dostum ziyaretime gelirken, yaşadığı yerdeki deniz, göl ve dere kenarından topladıkları nohut büyüklüğündeki çakıl taşlarını getiriyorlar. Gelemeyenler, şehirler arası otobüslerle, hatta kargo ile gönderiyor, Anadolu'nun dört bir yanının büyülü ve rengarenk süslü taşlarını.
Resimler çakıl taşı tablolara dönüşürken güzel Anadolu'muzun her yöresinden sevgi ile toplanmış çakıl taşları, el ele, kol kola, ve yürek yüreğe birleşiyor. Kendi büyülü sesini ve şarkısını fısıldıyor tabloların gizemli kıvrımlarından.
Yaklaşık iki ay süren bir çakıl taşı resim çalışmasında Ayancık, Sinop, Babakale ve Geyikli kumsalından topladığım on bin adede yakın gerçek renginde çakıl taşı kullanıyorum. 50x70 ebadındaki bir çakıl taşı tablo, çerçeveli olarak yaklaşık 4.5 kg. geliyor. Çalışmalarımda zaman zaman mozaik resim tekniğini de kullanıyorum.
Şimdiden çakıl taşı tablolarım beğenilmeye başladı. Satın almak ve hatta yeni resimler yaptırmak isteyenler var. Sergi davetleri içimi onurlandırdı, şevkimi ve gücümü artırdı.
Daha yolun başındayım. Çakıl taşlarıyla örülü yollarda yürürken, rastlaştığım bu büyülü dünyada, çakıl taşlarına hayat vermeyi sürdüreceğim.
Ve keşfettiğim bu büyülü dünyayı sizlerle paylaşarak…
Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 04.03.2009
Odamda ''Kumsalda Kayıklar'' tablosunu çalışırken... İstanbul, Mart 2009