Şiirlerim... Şarkı Sözlerim...

Kim Bilir

Kim bilir bu bensiz
Kaçıncı batışı güneşin
İzlemeye doyamadığım tadı
Ayancık'ın

Gül kokuları gibi
Sarıp sarmalardı her yanımı
Şimdi iki düşman gibiyiz
Birbirinden ayrı

Martı kuşları
Yavrusunu okşardı her sabah
Gözlerimi açar açmaz
Uykulu sokaklarına dalardım

Elverti otları dağladı ellerimi
İki avuç pembe dut için
Elimde kınası eylül cevizinin
İçimdi hasreti memleketimin...

Turan Gökmenoğlu
Babakale, 15.08.2010

Bahçemde kara yemiş ağacı

Bahçemde kara yemiş ağacı
Dalarından kara yemiş damlıyor
İlkbaharda her yanını çiçek bürüdü
Şimdi meyveye döndü alları

Yeşil taflan yaprakları
İçimi kaplıyor çocukluk anıları
Babam cebinde taşıdığı fidanı
Özenle dikti bahçemize
Sabah akşam iki kez
Günlerce suladı bir avuç toprağını

Benim çocukluğum
Bu ağacın dibinde geçti oğul
Biraz büyüsün serpilsin dalları
Ayancık kokuludur taflan yaprakları
Kırmızıdan siyaha olgunlaşır meyvesi
Doğduğum toprakların en has ağacı
Gidip göremediğinde yuvanı
Sarılıp bedenine alırsın kokusunu

Benden hatıra olsun sana
Meyveye döndükçe anarsın adımı
Unutma sakın ata toprağını
Söylersin kara yemiş şarkısını

‘’Ak yemiş kara yemiş
Dalları yere değmiş
Güvey namaz kılarken
Gelin tavuğu yemiş...’’

Turan Gökmenoğlu
Göztepe, 27 Mayıs 2007

Tek Yakınım Sensin Annem

Bana gerçek aşkla bağlı
Hiç karşılıksız seven
Senden başka kimim var ki
Annem

Hayatta en yakınım
Tek kan bağım
Beni yoktan var edensin
Annem

Umudum
Cesaretim
Geleceğe bakan iki gözümsün
Annem

Babam çok uzaklarda
Kardeşlerim elden yana
Şu hayatta tek başına
Bana kol kanat gerensin
Annem

Bir kerecik canım yansa
Biraz moralim bozulsa
İçimi hüzün kaplasa
can katan sensin


Bir damlacık can suyundan
Bir yürek yaratan annem
Hayatta tek varlığım
Tek yakınım sensin
Annem...

Turan Gökmenoğlu
Kadıköy, 18 Mayıs 2007

Buralarda Çok Yalnızım Baba

Buralarda çok yalnızım baba
Tıpkı senin yalnızlığın gibi
Kalabalıkların içinde
Bir başımayım.

Dışarıda kar yağıyor
İçimin yangınına inat
Her kar tanesi
Karşıki evlerin çatılarına değil
İçime düşüyor elif elif
Sığırcıklar ellerime konuyor sarı siyah
Selviler kucağıma
Eğilip uzansam
Toprağında biriken karlara dokunacağım.

Senden çok uzaklarda
Artık senin kadar yaşlıyım baba
Saçlarım seninki gibi kırlangıç
Gözlerim senin yorgunluğunda
İçimde Sinop kadar hasret
Akliman kadar kumsalım
Her şeye
Her kese inat
Hamsaroz’un koynundayım.

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 16 Şubat 2006

Doğduğum Yer

Doğduğum köyüm çok uzaklarda
Bana bir tek onun selamı gelir
Unutuldum bir başıma bu topraklarda
Çocukluk günlerim aklıma gelir

Çay kenarında tuttuğum mercan
Yağmurlu gecelerde bıldırcın sesi
Yeşil başlı ördekler, saka kuşları
Anılarım bir bir aklıma gelir

Pembe kanepeli lokomotifler
Kurtuluş Okulu’nun tahta sırası
Evimize yürüdüğüm merdivenli yol
Tekrar gel diye yolumu gözler

İki tepe arasından süzülür yüzün
Kurşuni bulutlar saçını örer
Turkuvaz dalgalı o hırçın deniz
Çakılları bırakır içimi döver

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 31 Mart 2006


Sevdiceğim Yaşlarımı Görmesin

Bu gün efkarlıyım akma gözyaşım
Sevdiceğim yaşlarımı görmesin
Kimseye söyleme ne çektiğimi
Hasretinden öldüğümü bilmesin

Senden uzaklarda kaçıncı mevsim
Yaz bitti kış geldi geçti hevesim
Dizinin dibinde çıksın nefesim
Usul usul yandığımı bilmesin

Geze geze yarıladım yolumu
Bir pula değiştim cahil ömrümü
Son bir defa görebilsem yüzünü
Küllerimi sürme diye çekmesin

Ömrümün duvarına astım udumu
Gözlerime çektim kızgın mızrabı
Yar beni unutmuş anmaz adımı
Yine de defterinden beni silmesin

Mahpus damlarında zeytin ağacı
Sevip de almamak ne büyük acı
Unuttum nasıldı teninin tadı
Öptüğüm yerlere eller değmesin

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 04.01.2010

Sinop Damlarında Çalınır Sazlar

Sinop damlarında çalınır sazlar
Sevdiğim sendeki nedir bu nazlar
Surların önünde gelinlik kızlar
Benim senden başka baktığım mı var

Geceyi gündüzü bilemiyorum
Güzeli çirkini seçemiyorum
Kaç zamandır elin tutamıyorum
Benim senden başka bildiğim mi var

Surların dibine vurur dalgalar
Gözbebeklerimde uçar turnalar
Dalgalı saçında öksüz kınalar
Benim senden başka sevdiğim mi var

Akliman önünde yüzer kayıklar
Ağlardan ağlara uçar balıklar
Sevdiğim kim bilir kimi sayıklar
Benim senden başka yandığım mı var

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 09.12.2009

Yarimin dalgalı saçları gibi

Aramıza girdi zalim seneler
Uçuştu dağıldı güzel anılar
Serilin üstüme kara geceler
Yarimin buğulu nefesi gibi

Dolayın boynuma kollarınızı
Saçlarıma örün Çobanyıldızı
Yüreğime iner hafif bir sızı
Yarimin incili yaşları gibi

Dereden tepeye uzanır yolum
Sevdanı çekmekten yoruldu kolum
Bir vefasız olup acıtma canım
Yarimin dikenden kaşları gibi

Sinop damlarında üşüyor tenim
Burada sahibim kalmadı benim
Hücreden hücreye akıyor canım
Yarimin dalgalı saçları gibi

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 18.12.2009
Babakale’de Bir Çeşmeyim!

Babakale’de bir çeşmeyim 
Unuttum bir asır mı 
Yoksa daha mı fazla yaşım 
Yalçın kayalıklardan söküldü 
Taşındı, örüldü taşım 
Kaç alın teri döküldü kucağıma 
Kaç bin dile değdi suyum 
Kurda kuşa yem oldum 
Yerliyi yabancıyı yudum 
Genç kızların sinesine benzer 
Çıktığım, geldiğim kuyum 
Evine ekmek taşıyan 
Okulundan gelen çocuk 
Parasını denizde bulan balıkçı 
Ağlara takılan balık 
Yerlisi yabancısı 
Dostu, düşmanı doyurdu soğuk suyum 
Kaç zamandır kimse gelmez başıma 
Yıllar oldu kurudu suyum 
Yine içimde umut 
Beklerim tek başıma liman önünde 
Belki bir gün 
Bir başka sevgilinin koynunda olurum 

Babakale’nin dağlarında bir türküyüm 
Rüzgarla birlikte anılır adım 
Her yürekte doğarım mutlaka 
Kah ana olurum, kah çocuk 
Bazen de bir sevdalıya tercüman 
olurum 
Hiç bitmeyen rüzgar olurum 
Limana savrulan dalga olurum 
Sevda olurum 
Ümit olurum 
Hasret olur, vuslat olurum 
Herkesin dilinde bülbül olurum 
Bazen gelin alayı 
Tepsi tepsi pirinç böreği 
Davul olurum, zurna olurum 
Nefes olurum 
Bazen bir yudum rakı olurum... 

Sırtımı vermişim dağına 
Bir yanım zeytin kokusu 
Bir yanım çam korusu 
Tepelerden aşağı 
Ev olurum, iş olurum, aş olurum 
Ellerim liman olur 
Sarıp sarmalarım mavilikleri 
Karşıda Midilli olurum 
Burada ben olurum 
Orada sen olurum 
Arada kardeş olurum 
Bir yanım sirtaki oynar 
Dağlarda efe olurum 
Her yanı türkü dokurum.... 

Cunda ile Ayvalık arası 
Sabahta güneş olurum 
Yeni bir gün olurum 
Ümit olurum 
Isıtırım hasretlik çekenleri 
Sevda olurum 
Yedi iklime can olurum 
Toprağa arkadaş olurum 
Ağaca dal olurum 
Zeytin olurum, yağ olurum 
Buğday olur, un olurum 
Sebze olurum, ekmek olurum, aş olurum 
Yerde karınca olurum 
Sen olurum, ben olurum.... 

Akliman’da kum olurum 
Sarı olurum, beyaz olurum, bal olurum 
Denizde dalga olurum 
Tuz olurum 
Balık olurum, derya olurum 
Teknelere sevdalı olurum 
Ağ olurum, umut olurum 
Düğün olur, çeyiz olurum 
Genç olurum, yaşlı olurum 
Önce de insan olurum 
Mavi olurum, yeşil olurum 
Su olur, taş olurum 
Et olur, süt olur, hayat olurum 
Tüy olurum, tel olurum 
Yel olurum.... 

Kaz dağında selvi olurum 
Hava olurum, taş olurum 
Renklerden renk olurum 
Kanat olur, kuş olurum 
Pamuk pamuk bulut olurum 
Şimşek olurum, kar olurum 
Gökteki yıldız olurum 
Ondördünde ay olurum 
Akdeniz olurum 
Karadeniz olurum 
Ayancık, Sinop olurum 
Anadolu, Rumeli, Türkiye olurum 
Al olurum, bayrak olurum 
Ben olurum..... 

Turan Gökmenoğlu
Göztepe, 12 Şubat 2006


Unutamadım

Saçlarında ipek teller
Gözlerinden akar seller
Yüreğinde ne ümitler
Saklı kalmış bilemedim

Kaşlarında çifte hançer
Hasretin içimi deler
Uçup gittin bilemedim

Turkuvaz gözünün rengi
Dut beyazı narin teni
Giderken al götür beni
Kıymetini bilemedim

Kumsalda ayak izlerin
Her yanıma sinmiş kokun
Rüzgar gibi tatlı sesin
Esip geçti duyamadım

Şimdi yüreğim yanıyor
Gözlerimden kan damlıyor
Her gören beni anlıyor
Ben seni anlayamadım

Aşk okuyla dağla beni
Daldan dala savur beni
İstiyorsan unut beni
Ben seni unutamadım

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 03.03.2010

Çakıl Taşları


Baharın kokusu dolar içime
Aklıma dalgalı saçların gelir
Sensiz buralarda benim işim ne
Avucuma akar çakıl taşları

Kumsalda gezinir ayak izlerin
Tenini özler hasretle tenim
Uzaklarda olsan içimde yerin
Avucumda renk renk çakıl taşları

Her gece düşümde görünür bana
Çocuk gözleriyle bağlıyım sana
Gülüşün bakışın düşer aklıma
Avucumda ıslak çakıl taşları
Yanağıma süzülür hasret yaşları

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 1 Mart 2009

Akliman Kokulu Çakıl Taşları

Seni düşünürken
İçime hasret türküleri doluşur
Avuçlarımın içinde yürürsün kumsalda
Her adımda dökülür eteğinden
Akliman kokulu çakıl taşları
Fısıldar gibi şarkılar süzülür kirpiklerinden
Bir yanağıma bal tadı
Diğerine deniz tuzu sürülür
Her gelişin ayrı bir büyü
Her gidişin sürükler beni peşinden
Şimdi buralarda
Hasretine prangalıyım yapayalnız
Kayısı dallarında yeşil tomurcuk
Yaban güllerinde kuşburnu uykusu
Sahile uzanır ak köpükler
Sandalımda yokluğunun tortusu
Alıp başımı giderim buralardan
Sen şimdi neredeysen
Nerde kaldıysan...

Turan Gökmenoğlu
İstanbul, 25 Mayıs 2009
Akliman'da Sabah

Sabahın erkeninde 
İndim sitrin sarısı kumsalına 
Aradım ayak izlerinin kokusunu 
Yoktu. 

Akliman uykusunu almadan daha 
Güneş vedalaşırken Babakale’yle 
İlk ışıkları yeni düşer eteğine 
Kuşlar bile şarkısına başlamadan 
İki karaltı uyanır evlerin arasından 
Sanki dolacakmış gibi mavilerden 
Koskoca bir kova var ellerinde 
Yarı mahmur, yarı merakla 
Ne çıkacak bu sefer oltanın kancasında. 

Yokuş aşağı seker gibiydi 
Yaşları belki de üçtebir 
Onlar inmeden küçük limana 
Ayak izlerine basmadan 
Vardım ümitlerine uyanan küçük limana 
Maviye beyaz çalan 
Sandalın mutlu gülüşü 
Dağıttı biraz hüznümü 
Biraz daha oyalansam 
Güneş çatlatacakmış yüzünü. 

Koşarcasına geliyor Metin abi 
Bir adım arkasında Hazar 
Motoru çalıştırıp 
Sevgililerin en güzelinin koynuna 
Misineden kolyeler saldım 
İğneleri gümüşten 
Yemleri inci 
Onlar uskumluya tutkun 
Ben sinenin rengine 
Gözümde yok deryayı arşınlamak 
Bir karış suda sana kavuşmak 
Gitgide artıyor heyecan 
Nazlanıyor turkuvaz bakışlı mercan. 

Osman amcanın teknesi 
Uçuyor hatıraların dalgasından 
Sıkıca tutunmuş dümene 
Kızıyla damadı ağlarla sanki 
yün eğirmede 
Balıkçı Şevket, Sarı Emin 
Bıraktı artık dümeni çocuklara 
Kim bilir neler var sepetinde 
İstavrit, kefal, barbunya, kolyoz 
Mercan, sarı kanat, palamut, kupa, 
hanoz 
Limana dönünce bin bir umut 
Kayıkların arasına salınır nazlı gelin 
Bizimkiler henüz uyanmadan uykusundan 
Taşların üzerinde oturmuş iki kadın 
Hem eşini bekler, anasından gördüğü 
gibi 
Hem çocuklarının hasretini. 

Opal kayaların üstü 
Hatırlarken gülüşünün kahkahasını 
Avuçlarımızda balık misali bir umut 
Bu günlük yeter bu kadar 
Biraz çırpınan balık 
Biraz sevgi, biraz hüzün 
Karşılıyor ötelerden 
Hasret kaldığım yüzün... 

Turan Gökmenoğlu 
Göztepe, 23 Ocak 2006

Dergi Kapağı
  • Yolları yollara bağlayan yollar.... Çanakkale Turan Gökmenoğlu Şubat 2007


    • Her hakkı saklıdır 2010
    • İletişim, sipariş, dilek, öneri ve danışma hattı; 0532 243 32 71